İstanbul’un batı yakasında yer alan Beylikdüzü, planlı kentleşmesi ve geniş bulvarlarıyla dikkat çeker. Bu dinamik bölge, hızla yükselen modern yaşam alanlarıyla kozmopolit bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla, farklı kültürlerin, öğrencilerin ve beyaz yakalıların bir arada yaşadığı heterojen bir sosyal doku barındırır. Ancak, bir kentin gerçek kimliğini sadece mimari yapılar belirlemez. Aksine, o kentin sokaklarında yaşayan ve üreten insanlar belirler. Biz de bu hafta, dijital dünyada adlarından sıkça söz ettiren bir topluluğa mikrofon uzattık. Seslerini birinci ağızdan nadiren duyabildiğimiz bu insanlarla derinlemesine konuştuk. Özellikle Beylikdüzü travestileri topluluğunun önde gelen isimleriyle bir araya geldik. Bu bağlamda; büyükşehrin çeperinde bir trans kadın olmanın gerçeklerini ve hayatta kalma mücadelelerini tüm detaylarıyla masaya yatırdık.
Söyleşimize başlarken ilk olarak ilçenin coğrafi yapısının topluluk için ne anlam ifade ettiğini sorduk. Bilindiği gibi İstanbul’un merkezinde Taksim, Şişli ve Kadıköy gibi gelenekselleşmiş trans alanları vardır. Bu bölgelerden uzakta, Beylikdüzü gibi bir banliyöde yaşamanın hem avantajları hem de dezavantajları mevcuttur. Topluluğun uzun yıllardır ilçede ikamet eden kıdemli üyelerinden Deren, var olmanın sosyolojik boyutunu şu sözlerle aktarıyor:
“Beylikdüzü, İstanbul’un eski semtlerine kıyasla çok daha seküler bir nüfusa sahip. Bu durum, ilk bakışta bizim için büyük bir avantaj gibi görünüyor. Geniş caddeler ve modern siteler arasında kendinizi bir nebze de olsa daha güvende hissedebiliyorsunuz. Ancak, madalyonun diğer yüzü oldukça farklıdır. Kent merkezinden uzaklaştıkça sosyal denetim mekanizmaları biçim değiştiriyor. Merkezdeki kalabalık yapı içinde kaybolmak daha kolaydır. Buna karşılık, burada sitelerin ardında her an izleniyormuşsunuz hissi uyanabiliyor. Oysa bizler, sadece internetteki ilanlardan veya gece hayatından ibaret değiliz. Sabah erkenden kalkıp fırına gidiyoruz. Faturalarımızı kuyrukta bekleyerek ödüyoruz. Kapıcımızla selamlaşıp, sokak kedilerini besliyoruz. Kısacası, biz bu kentin yapay bir unsuru değiliz. Tam aksine, bu kentin kendisiyiz.”
Deren’in bu sözleri, aslında toplumsal algının yarattığı tek tipleştirilmiş rollere karşı güçlü bir itiraz niteliğindedir. Çünkü Beylikdüzü travestileri tarafından sürdürülen yaşam pratikleri, kalıpların çok ötesindedir. Sonuç olarak, burada büyük bir sıradanlık ve güçlü bir hayata tutunma çabası barınmaktadır.
Bir trans kadının toplumsal alanda karşılaştığı en büyük zorluk, şüphesiz ki kemikleşmiş sosyal önyargılardır. Ev kiralarken veya bir kafede otururken karşılaşılan sorgulayıcı bakışlar, bireyleri psikolojik olarak doğrudan etkiler. Söyleşimize katılan bir diğer topluluk üyesi Melis, komşuluk ilişkileri üzerine çarpıcı deneyimlerini paylaşıyor:
Melis, “İlk taşındığımda apartmandaki komşuların bana mesafeli yaklaştığını hissedebiliyordum. İnsanlar tanımadıkları şeyden doğal olarak korkarlar. Bu durum çok insani bir reflekstir. Ancak, zamanla benim de onlar gibi normal bir hayat sürdüğümü gördüler. Evimi temizlediğimi ve kimseyi rahatsız etmediğimi fark ettiler. Bu sayede aradaki buzlar tamamen eridi. Örneğin, bugün üst katımdaki teyze evde pişirdiği börekten bana da getiriyor. Aynı şekilde, ben de onun bir ihtiyacı olduğunda seve seve koşuyorum. Bu yüzden, önyargıları yıkmanın tek yolu iletişim kurmaktır” diyerek toplumsal kabulün temas etmekle başladığını vurguluyor.
Ancak, her hikaye Melis’inki kadar pozitif bitmiyor. Özellikle topluluk içinde ekonomik olarak daha güvencesiz olan pek çok birey bulunuyor. Bu kişiler, emlakçılar tarafından fahiş kira fiyatlarına maruz bırakılıyor. Hatta sadece kimliğinden ötürü keyfi olarak evden çıkarılmak istenen arkadaşlarımız var. Bu noktada, kurumsal ayrımcılık barınma hakkını engelliyor. Dolayısıyla, yaşanan bu örtük ayrımcılık nedeniyle topluluk kendi içinde alternatif çözümler üretmek zorunda kalıyor.
Gelişen teknoloji ve dijitalleşme, marjinalize edilmiş topluluklar için iki ucu keskin bir bıçak haline geldi. Bir yandan web siteleri aracılığıyla seslerini duyurma imkanı buluyorlar. Diğer yandan ise siber zorbalık ve nefret söyleminin doğrudan hedefi haline gelebiliyorlar. Söyleşimizin bu bölümünde sözü, dijital platformlardaki hakları savunan bilişim sorumlusu Aylin alıyor:
Aylin, dijital dünyadaki varoluş mücadelelerini şu sözlerle detaylandırıyor: “İnternet bizim için hem özgürlük alanı hem de tehlikeli bir mayın tarlasıdır. Sosyal medyadaki nefret söylemleri, fiziksel dünyadaki şiddetin dijital bir yansımasıdır. Bu yüzden, kendimizi korumak adına kendi güvenli dijital alanlarımızı oluşturmak zorundayız. Çünkü internet ortamında bilgi kirliliği çok fazladır. Bizim adımıza açılmış sahte hesaplar güvenlik riski oluşturuyor. Bu duruma karşı organize bir duruş sergiliyoruz.”
Aylin, topluluğun güncel yaşam pratiklerini ve dayanışma etkinliklerini kamuoyuna aktarmak adına dijital platformları çok aktif kullandıklarını belirtiyor. Bu bağlamda, bölgedeki trans bireylerin sosyal durumlarını yakından takip etmek büyük önem taşıyor. Doğru kanallardan bilgi almak ve topluluğun sesine sansürsüz bir şekilde kulak vermek isteyenler, beylikduzutravestiler.net web sitesi gibi platformları inceleyebilirler. Aylin, buradaki gerçek yaşanmışlık hikayelerinin önyargıları kırmada önemli birer araç olduğunu da sözlerine ekliyor.
Bir insanın hayat hikayesini incelerken, onun ekonomik hayata katılım olanaklarını göz ardı etmek imkansızdır. Türkiye’de trans kadınlar, resmi istihdam süreçlerinin büyük oranda dışına itiliyorlar. Eğitimli veya farklı sektörlerde uzmanlık sahibi olsalar dahi, açık kimlikleriyle iş bulmaları neredeyse imkansız hale getiriliyor. Bu durum, Beylikdüzü travestileri söyleşisi sırasında da en çok dile getirilen sorunlardan biri oldu.
Söyleşi grubumuzdan, iktisat mezunu olan Asya, kurumsal iş hayatından nasıl dışlandığını şu sözlerle özetliyor:
“Üniversiteden dereceyle mezun oldum. Geçiş sürecimden önce ulusal bir firmada finans uzmanı olarak çalışıyordum. Ancak, kendim olarak var olmak istediğimi belirttiğim an iş akdim feshedildi. Sonrasında düzinelerce mülakata girdim. CV’m çok güçlü olduğu için görüşmeye çağrılıyordum. Fakat beni karşılarında gördüklerinde sahte bir kurumsal nezaket takınıyorlardı. Sonuç olarak hep ‘biz sizi arayacağız’ telefonları geliyordu. Bizleri zorunlu olarak tek bir sektöre mahkum eden şey, işverenlerin bu ikiyüzlü tutumudur. Aslında Beylikdüzü’nde yaşayan pek çok arkadaşım çok yetenekli tasarımcılar ve yazılımcılardır. Ancak, bize kendimizi kanıtlayabileceğimiz alanlar tanınmıyor.”
Bu ekonomik abluka, topluluk üyelerini kendi iş alanlarını yaratmaya zorluyor. Bu nedenle, serbest zamanlı (freelance) iş modelleri geliştirmeye çalışıyorlar. Ayrıca, kendi aralarında kurdukları maddi fonlar sayesinde, işsiz kalan veya sağlık sorunları yaşayan arkadaşlarına destek oluyorlar. Böylece, kendi içlerinde mikro düzeyde bir sosyal dayanışma modeli işletiyorlar.
Topluluğun en büyük mücadele alanlarından bir diğeri ise sağlık hakkı ve hukuki geçiş süreçleridir. Yasal olarak cinsiyet geçiş süreci oldukça uzundur. Bu süreç, bürokratik engellerle doludur ve psikolojik olarak yıpratıcı bir serüvendir. Devlet hastanelerinden randevu almak veya komisyon raporlarını beklemek bazen yıllar sürebiliyor. Bu süreçte yaşanan hak ihlalleri, bireylerin sağlık hizmetlerine erişimini tamamen sekteye uğratıyor.
Söyleşi grubumuzdan Deniz, sağlık sistemindeki sorunları şu şekilde dile getiriyor: “Hastaneye gittiğimizde kimlik bilgilerimizle dış görünüşümüz uyuşmadığında personelin meraklı tavırlarına maruz kalabiliyoruz. Bu yüzden, pek çok arkadaşımız ciddi sağlık sorunları yaşasa bile doktora gitmeyi erteliyor. Hastalığıyla evde tek başına mücadele etmeye çalışıyor. Bizler bu durumu aşmak için yerel düzeyde ilişkilerimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Buradaki sağlık çalışanlarına yönelik farkındalık çalışmaları yapılması için adımlar atıyoruz. Çünkü sağlık, hiçbir ayrım gözetmeksizin her insanın hakkıdır.”
Söyleşimizin sonuna doğru yaklaşırken, katılımcılarımıza geleceğe dair beklentilerini sorduk. Özellikle Beylikdüzü halkı başta olmak üzere tüm topluma vermek istedikleri mesajları dinledik. Aldığımız yanıtlar, ortak bir yaşam kültürünün ne kadar elzem olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Topluluk üyelerinin ortaklaştığı temel talepler şu şekildedir:
Beylikdüzü, çağdaş yüzüyle İstanbul’un geleceğini temsil eden ilçelerden biridir. Bu geleceğin içinde toplumsal barışın egemen olması, tüm sakinlerin birbirini kabul etmesiyle mümkündür. Kent kültürü, tüm renklerin bir arada ve saygı içinde yaşamasıyla zenginleşir. Bu nedenle, gerçekleştirdiğimiz bu Beylikdüzü travestileri söyleşisi, toplumsal empatiye küçük bir katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bizler bu topraklarda var olan her sesin izini sürmeye ve onları en yalın haliyle aktarmaya devam edeceğiz.
Güzellik, insanlık tarihi boyunca tanımlanması en güç, en değişken ve bir o kadar da büyüleyici…
Türkiye Genelinde Travesti Merakı Türkiye’de travesti merakı, yalnızca görünüşe ya da farklı bir tarza duyulan…
İstanbul masaj yapan travesti arayışı, çoğu zaman sadece fiziksel bir rahatlama isteğinden doğmuyor. Gün boyu…